Work & Travel Maceralarım / Part 2 / Wisconsin`e Varış


168 görüntülenme

Evet bundan bayağı bir zaman önce ilk WAT maceramdan “Work & Travel Maceralarım / Part 1 / Wisconsin`e Gidiş” başlığı adı altında biraz bahsedip devamının geleceğini belirtmiştim ama özel hayat müsade etmedi, anca fırsat buldum ikinciyi yazmak için 🙂 Önceki yazımda havalimanına varıştan itibaren bahsedeceğimi belirtmişim, o halde başlayalım 🙂

 

Road From Istanbul to Amsterdam

Biletimzi aldık ve Amsterdam aktarması ile Chicago`ya varmak üzere sabah 5 civarında havalimanına vardık. Öncelikle yurt dışına çıkış pulumuzu aldık ve pasaportun arasına koyduk, ardından check-in yapıp uçaktaki koltuğumuzu seçip bavullarımızı teslim ettik. Havalimanında enteresan bir durum yaşamadık, herşey normal seyrindeydi. Elimizdeki harçlıkları dolara çevirmek için döviz bürosuna uğramıştık, Dolar o zaman 1.7 TL`idi 😀 Sene öyle çok erkende değil, bundan 4 sene önce Dolar şuankinin 3“te biriydi. Yazık bizi bu hallere getirdiler neyse.

30 kişilik fln küçük bir uçakla Atatürk Hava Alanı`ndan Amsterdam`a 2 saat civarında uçtuk. Hayatımda ilk defa yurt dışına çıkıyordum, Amsterdam havalimanındaki ortam çok farklı gelmişti bana, zaten herkes kadın erkek farketmeksizin 2 metre boy ortalamasına sahipti maşallah, kendimi 1.90 boyla ilk defa bu kadar kısa hissettim hayatımda 🙂 3 saat civarında bir süre beklememiz gerekiyordu diğer uçağa binmek için, havalimanı içerisinde bir tur attıktan sonra diğer uçağa bineceğimiz kapının ordaki oturma alanlarına yerleştik. Orda beni en çok etkileyen manken gibi kızlar yerlerde oturuyordu yer bulamadıkları için, ne kadar normal birşey ama ülkemizdeki az biraz güzel olan kızların sahip oldukları egoyu göz önüne getirince bize anormal geliyordu zannımca 🙂 3 saati nam-ı diğer Emice Kürşat ile nöbetleşerek yatarak geçirdik(Ben hiç yatmadım hep o yattı nasıl nöbetleşmeyse 😀 ).

Road From Amsterdam to Chicago

Amsterdam`dan bu sefer büyük bir uçağa binip yolumuza koyulduk. Koltuklar üç kişilik yan yana ve merakla kime denk geleceğimizi merak ediyorduk iki kişi olduğumuz için haliyle, yaşını almış bir Amerikan hanımefendi denk geldi. Kendisi sağolsun bizimle sohbet edip oldukçada yardımcı oldu, verilen formaları doldurmamızda emeği çok büyük 🙂 Bavulunuzda yemek varsa bile yok diye tik koyun demişti, ama yinede Türk olduğumuzu duyan görevliler içinde baklava börek fln var mı diye espiri yaptı çünkü artık onlar için sıradan bir olaydı 😀 Bayağı bir börek ve erzak stoğumuz vardı, ilk haftalarda hayatta kalabilmemiz için oldukça önemliydi ve çok ihtiyaç gördülerde 🙂 İlk uçuşa göre nerdeyse 5 kat daha uzun bir süre uçuş bizi bekliyordu, yaklaşık 10 saat civarı. Halk otobüslerindeki gibi aralıklara sahip koltuklarda işkence gibi bir süre özellikle uzun boyluysanız. Önümüzdeki ekranda sürekli saate bakıp direnmeye çalışıyorum ama vakit geçmiyordu, emice çoktan uyumuştu bile olan bana oluyordu 🙂 Halen hatırımda Facebook`un hikayesini konu alan Social Network filmini yarım yamak ingilizcem ile izleyip biraz vakit eritmiştim en azından.

Nihayet vakit geldi ve vardık meşhur rüyalar ülkesi Amerika`ya. Gerçektende çok farklı bir mimariye, kokuya, ve ortama sahip değişik bir ülke. Adım atar atmaz farklı bir boyutta bir yere gelmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi, çünkü ne bizim buralara ne de Avrupa`ya çok benziyor. Ülkeye girer girmez zaten değişik cihazlara sokup ayakkabılarımıza kadar çıkarttırıp 3 boyutlu taradılar her yerimizi, güvenlik işini cidden sıkı tutuyorlar. Türkiye`ye elini kolunu sallıya sallıya giriyor turistler buna kıyasla. Herşeyi sorunsuzca atlattık ve en önemli kısıma geldik, bir yerde sıra olup tek tek çağrılıp pasaportlarımızı kontrol edip bir takım sorular soruyorlardı polisler, ordan geri çevrilenlerin sayısı bir hayli fazlaymış. Emice benden önce gitti geçti, o artık Amerikalı oldu ve diğer tarafta beni bekliyordu, çok şükür sıkıntı yaşamadan giriş yaptık 🙂

Kapıdan çıkar çıkmaz bir eleman yanaşıp Wisconsin`e gidecek misiniz diye sordu ve bizi götürebileceğini söyledi kabul ettik. Zannediyorduk ki şirketin gönderdiği bir eleman, meğerse para karşılığında götüren kendi çapında bir adam 🙂 Orda tanıştığımız 2 Türk kardeşimizle beraber adamla kişi başı 35 dolara anlaşıp bavulları arabaya atıp yola koyulduk. Adam artık uyku ilacımı sıktı naptıysa hepimiz bir anda uyumuşuz, yorgunluktandır herhalde. (İnşallah birşey yapmamıştır 😀 ) Bizi bir telefoncuda durdurup sim kartı için fln yardımcı oldu ama hiçbirimiz almadık, orada bakarız dedik, değişik güzel bir yerdi.

Wisconsin`e Varış

Eleman bize 3 saat fln demişti ama nerdeyse gece yarısı vardık ve yazlık tatil bölgesi olan ormanlık bir yere geldik. Gece olmuştu ve dışarılarda bir Allah`ın kulu yoktu, evler korku filmlerindeki evler gibi duruyordu ve kalacağımız evin adresini bulamıyorduk. Sürekli şehrin içinde ileri geri dolaştık ve meğerse evin önünden defalarca geçmişiz ama görememişiz 🙂 Neyse sonunda vardık ve kalacağımız yerin sahibi Polonyalı hanım ablamız bizi karşıladı. Bavullarımızı aldık ve peşine takıldık, tam o sıra 4 tane asyalı genç kızımızda bisikletle bir yerlerden gelmişlerdi. Belliki onlarda burada kalan öğrencilerdendi. İki tane ev vardı ve iki kattan oluşan ve her katta iki daire olan prefabrik yapılardı. Ev sahibi kızların peşinden onların olduğu eve götürdü bizi, komşuyuz herhalde dedik içeri girdik bir baktık kızların olduğu daireye girdik, evlerde 6 kişi kalıyormuş ve benle emice o dört asyalı genç kızımızla beraber kalacakmışız 🙂 Kendileri zaten kışın burdalarmış ve 1-2 hafta sonra geri döndüler ülkelerine. Daha sonra 2 tane sap rus yerleştirildi onların yerine 😀 Ama kafa çocuklardı, iyi vakit geçirdik onlarla. Alexander ve Oliç`ti yanılmıyorsam isimleri. İkiside çok cins değişik tiplerdi.

Bu arkadaşlar haliyle sarışın ve yapılı arkadaşlardı, ikiside sağlam vücutlu ve sporcu tiplerdi. Sabah kalktığımızda yerlerde şınav çekerken denk geliyorduk bunlara, öyle manyak tiplerdi 🙂 Oliç benim kankim olmuştu, iyi anlaşıyordum keretayla çok manyak bir çocuktu ve acayip saftı 🙂 Bir tencere makarnayı sosisle yiyip yanında kahve içiyordu, öyle değişik biri yani. Alexander`ın da ondan aşağı kalır yanı yoktu, bir sabah bir uyandım mutfakta siyah saçlı biri, emice de sarışın bunlar da sarışın evde tek esmer benim dedim bu kim ? Kısa süreli şoktan sonra bi baktım Alex, saçları siyaha boyamış 😀 Sebebi ise yazın saçlarının rengi çok açılıyormuş, zarar görüyormuş vs. Onun o saçlarına alışana kadar kaçtı gitti Chicago`ya zaten 🙂

Ev konusu WAT öğrencileri için en önemli husustur, biz gayet memnunduk kira da fena değildi. Haftalık 80 dolar ödüyorduk kişi başı. Özellikle bizim gibi Wilderness Resort`ta çalışacak arkadaşlar için çok güzel bir yer, iş yerine yürüme mesafesinde ve 10 dakika çekmiyordu.

Varış kısmı için gereğinden fazla bile uzun bir yazı oldu tahminimce, umarım sıkılmadan okumuşsunuzdur 🙂 Bir sonraki yazımda ev ve iş yaşantısı konusunda detaylara gireceğim, asıl maceralar oralarda başlıyor. Görüşmek üzere, esenle kalın 🙂 Yorumlarınızı ve merak ettiklerinizi yazmayı ihmal etmeyin 🙂