Sese aşırı duyarlılık neyin belirtisi ?

Damla

New member
Forumda ilk kez bu kadar kişisel bir şey paylaşıyorum. Belki sizde de vardır, belki sadece “rahatsızlık” deyip geçtiniz ama bazı sesler var ki insanın içini sıkıştırıyor, nefesini daraltıyor, hatta düşüncelerini bile dağıtıyor. Bende bu durum yıllar içinde “sese aşırı duyarlılık” olarak adını buldu. Ama hikâyesi çok daha eskiye gidiyor.

[color=]GECE YARISI BAŞLAYAN SESLER[/color]

İlk hatırladığım an çocukluğumda bir akşam yemeği. Evde herkes konuşuyor, televizyon açık, çatal bıçak sesleri birbirine karışıyor. O an nedenini anlayamadığım bir şekilde kulaklarım “fazla açık” gibiydi. Sanki her ses ayrı ayrı beynime kazınıyordu. Birinin çiğneme sesi, diğerinin tabağı masaya koyuşu… Normalde kimsenin fark etmediği şeyler bende büyüyordu.

Yıllar geçti, bu durum azalmadı. Aksine şehir büyüdükçe ben daha da hassaslaştım. İstanbul’a gittiğim ilk gün, metroda metal tekerlek sesiyle birlikte içimde bir sıkışma hissettiğimi hatırlıyorum. O an şunu düşündüm: “Sorun bende mi, yoksa dünya artık fazla mı gürültülü?”

Sonra öğrendim ki bu durumun adı farklı şekillerde geçiyormuş: bazı kaynaklar “hiperakuzi” diyor, bazıları “misofoni”yi özellikle belirli seslere karşı öfke ve rahatsızlık tepkisi olarak tanımlıyor. Tıbbi literatürde işitme sisteminin yanı sıra sinir sistemi ve stres mekanizmalarıyla da ilişkili olduğu yazıyor. Özellikle 2000’lerden sonra şehirleşme ve gürültü kirliliği arttıkça bu şikâyetlerin daha sık raporlandığına dair çalışmalar var (Journal of Audiology Reviews, 2019).

[color=]İKİ FARKLI YAKLAŞIM: ÇÖZÜM VE İLİŞKİ[/color]

Bu konuyu ilk açtığım kişi en yakın arkadaşım olan Murat’tı. Murat her zaman çözüm odaklıdır. Bir sorun duyduğunda önce veri toplar, sonra plan çıkarır.

Bana dedi ki:

“Bak, bunu kontrol altına almak için önce tetikleyicileri netleştirelim. Hangi sesler, hangi ortamlar? Sonra kulaklık, frekans filtreleri, hatta gerekiyorsa bir uzmana gidelim.”

Onun yaklaşımı bana güven verdi. Çünkü sorunumu “abartı” olarak değil, çözülmesi gereken bir sistem arızası gibi ele alıyordu. Ama aynı zamanda eksik bir şey vardı: o an yaşadığım duyguyu kimse konuşmuyordu.

Bir gün bunu Zeynep’le paylaştım. Zeynep olaya bambaşka bir yerden yaklaştı. “Bunu yaşarken ne hissediyorsun?” diye sordu sadece. Sonra ekledi:

“Bazen sesin kendisi değil, o sesin sende uyandırdığı anılar ağır geliyor olabilir.”

O an fark ettim ki mesele sadece kulak değil, hafıza ve duygu katmanlarıyla da ilgiliydi. Zeynep çözüm listesi çıkarmadı ama benim içimdeki sıkışmayı anlamlandırmama yardımcı oldu. Murat plan yaptı, Zeynep anlam kurdu. İkisi de farklı ama eksiksiz parçalardı.

Burada sormak istiyorum: Sizce bir sorun çözülürken önce teknik mi, yoksa duygusal mı ele alınmalı? Yoksa ikisi aynı anda mı ilerlemeli?

[color=]MODERN ŞEHİR VE SESİN TARİHSEL YÜKÜ[/color]

Biraz araştırdıkça şunu fark ettim: ses hassasiyeti sadece bireysel bir durum değil. Tarih boyunca insanın yaşadığı çevre değiştikçe işitsel yük de değişmiş.

Sanayi devriminden önce insan kulağı daha çok doğa seslerine maruz kalıyordu: rüzgâr, su, hayvan sesleri. Bunlar düzenli ve tahmin edilebilir ritimlerdi. Ama 19. yüzyıldan itibaren makineler devreye girdiğinde, insan beyninin alışık olmadığı düzensiz ve sürekli gürültüler hayatın parçası oldu.

Bugün ise durum daha karmaşık. Trafik, dijital bildirimler, kapalı alan ses yansımaları… Beyin sürekli uyarılıyor. Bazı nöroloji araştırmaları, bu sürekli uyarılmanın sinir sistemini “tetikte kalma” moduna sokabileceğini ve hassasiyetleri artırabileceğini söylüyor.

Bu noktada kendi deneyimime dönüyorum: Sessiz bir köyde birkaç gün geçirdiğimde bu hassasiyetin neredeyse kaybolduğunu fark ettim. Ama şehre dönünce her şey geri geliyordu.

Sizce biz mi hassaslaştık, yoksa çevre mi fazla yoğunlaştı?

[color=]UZMAN GÖRÜŞÜ VE FARKINDALIK SÜRECİ[/color]

Bir kulak burun boğaz uzmanına gittiğimde ilk söylediği şey şuydu:

“Bu durum tek başına bir hastalık gibi değil, genellikle stres, dikkat sistemi ve duyusal filtreleme ile ilişkili bir durum.”

Bana bazı öneriler verildi: ses terapisi, kontrollü maruziyet, stres yönetimi, uyku düzeni… Ama en önemlisi “kaçınma ile yönetme” ile “alışma ile yönetme” arasındaki dengeydi.

Kaçmak kısa vadede rahatlatıyor, ama uzun vadede hassasiyeti artırabiliyor. Kontrollü maruziyet ise zor ama beyni yeniden eğitiyor.

Burada Murat yine devreye girdi: “Bunu bir proje gibi düşün, küçük adımlar, ölçülebilir ilerleme.”

Zeynep ise ekledi: “Ama kendine sert davranma, bazı günler zorlanman da normal.”

Bu iki yaklaşım birleşince süreç daha sürdürülebilir hale geldi.

[color=]OKUYUCUYA AÇIK SORU: SİZDE NASIL?[/color]

Şimdi asıl merak ettiğim şey şu:

Bazı sesler sizde de gereğinden fazla etki yaratıyor mu? Örneğin bir kalem tıklaması, yüksek nefes sesi ya da kalabalık bir ortamın uğultusu… Sadece rahatsızlık mı hissediyorsunuz, yoksa fiziksel bir gerilim de oluyor mu?

Ve daha önemlisi: Bunu kimseye anlatabildiniz mi, yoksa “abartıyorum” diye susturdunuz mu?

[color=]SON DÜŞÜNCE[/color]

Bugün geldiğim noktada şunu daha net görüyorum: sese aşırı duyarlılık sadece kulakla ilgili bir mesele değil. Beynin filtreleme sistemi, geçmiş deneyimler, stres düzeyi ve yaşanılan çevre birlikte çalışıyor.

Ve belki de en önemlisi şu: bu durumla yaşayan insanlar yalnız değil. Sadece çoğu kişi bunu adlandıramıyor.

Benim hikâyem burada bitmiyor, çünkü hâlâ bazı günler sesler beni zorluyor. Ama artık bununla nasıl başa çıkabileceğime dair daha fazla aracım var. Ve en azından artık neyle karşı karşıya olduğumu biliyorum.
 
Üst